|
PEYGAMBER SAV. DEN GELEN SAĞLIK VE ŞİFA:Tıbb-ı Nebevi
|
| Yazar |
Mesaj |
AhmetBaha
Junior Member
 
Mesajlar: 36
Grup: Registered
Katılım: Aug 2009
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
|
PEYGAMBER SAV. DEN GELEN SAĞLIK VE ŞİFA:Tıbb-ı Nebevi
Tıbb-ı Nebevi
Prof. Dr. Asaf ATASEVEN
Kur'ân-ı Kerim, her biri batılı İlim adamları tarafından araştırma konusu yapılan tıp, astronomi, jeoloji, botanik gibi çeşitli bilim dallarına temel teşkil edecek bilgiler veriyor(1), Özellikle insan sağlığını ilgilendiren tıbbî konular önemli bir yer tutuyor(2). Aynı şekilde Peygamberimiz (sav)'in de sağlıkla ilgili pek çok hadis-i şerifleri var. İşte tıbb-ı Nebevi bunlardan oluşuyor.
Aslında biz müslümanlar, Hz. Muhammed (sav)'i tabîb-i kulûb, yani inançsızlıktan ruhları ve dünyaları kararmış insanlara hayat bahşeden, gönül aydınlığı ve ebedî kurtuluş getiren "kalblerin tabibi" olarak tanırız.
Hz. Peygamber (sav)'in tıbba dair hadisleri tabib gözü ile ele alınırsa bir bölümünün genel tıp konularına, fakat pek çoğunun koruyucu hekimliğe, bir kısmının da tedavi edici hekimliğe ait ilaç tariflerinden ibaret olduğu görülür. Bunlar tıbbî tavsiye, öğüt ve reçeteler de olarak özetlenebilir. Bu hadisler bugünkü tıbbi telakkilerimize uygunluk göstermesinden başka, Arap yarımadasındaki tıbbi uygulamaları düzeltmek ve tababete ilmi bir hüviyet kazandırmak gibi önemli bir rol oynamış ve ortaçağa hakim olan bir İslâm tababetinin doğmasına sebep olmuştur(3).
Gerçekten o devirde Araplar tababet konusunda çeşitli yanlış telakki ve uygulamalara sahip bulunuyorlardı. Bu konuda şu örnekler verilebilir(4,5):
Araplar beraberlerinde bir tavşan kemiği taşıdıkları takdirde hastalıklardan korunacaklarına inanırlar; yılan sokmuş bir kimseyi yılanın zehiri vücutta yayılmasın diye uyutmaz, üstüne başına ziller takarlardı. Korkmuş bir kadının yüreğinin soğuduğuna inanarak sıcak su içirirlerdi. Çocukların çürük dişlerini güneşe doğru attıkları takdirde yeni dişlerin muntazam çıkacağına inanırlar, şaşılığı değirmen taşına baktırarak tedavi ederler, yaraları kızgın demirle dağlar, vebadan korunmak için merkep gibi anırırlar, hastaları kâhinlere götürür, sihir yapar, tapınaklara kurban keser, böylece hastaların içine girmiş şeytanların çıkacağına inanırlardı. Hz. Peygamber (sav) yukarıda zikredilen batıl ve ilmî değeri olmayan bu uygulamaları kaldırmış, tababete yeni bir anlayış getirmiştir. Şöyle ki, tabib olmayanların hasta tedavi ettikleri takdirde verdikleri zararın ödetilmesi, tabiblerin alacağı ücretin meşru olduğu, bulaşıcı hastalıklara karşı korunma, salgının bulunduğu yere girmemek ve bu yerde bulunuyorsa dışarı çıkmamak (karantina), vücut temizliği, yiyeceklerin ve çevre temizliğine önem vermek, yiyecek ve içeceklerde itidali muhafaza etmek, hastalanınca tedavi olmak ve tedaviye inançla bağlanmak, hastalıklarda çeşitli tedavi usulleri tarif ederek bir ilaç telakkisi oluşturmak, haram nesnelerle tedavi yapılmaması gibi tavsiyeler yanında, hastalık anında hazık (mütehassıs) hekime müracaat etmek, cahil tabiblerden uzak durmak gibi çok önemli konulara temas buyurmuşlardır. Bu konuda pek çok örnekler verilebilir (3,4,5,6,11).
1) "Kim bilgisi olmadığı halde hekimlik yapmaya kalkışırsa, sebeb olacağı zararı öder." (Ebu Davud, Diyat 23; Nesai, Kasame 41; İbni Mace, Tıb 16).
2) Sad İbn Vakkas hastalanmış Hz. Peygamber (sas) ziyaretine gitmiş. Sad'ı evinde hasta yatar görünce Haris bin Kelde'yi çağırın, O iyi bir hekimdir, sizi tedavi etsin" buyurmuştur. (Ebu Davud, Tıb 12).
3)"Allah derdi de çareyi de verdiği gibi her dert için bir ilaç yaratmıştır. Bu sebeble tedaviye devam ediniz. Fakat haramla tedavi etmeyiniz." (Ebu Davud, Tıb 11).
4) "Allah şifanızı sarhoşluk veren şeylerde yaratmamıştır." (Buhari, Eşribe 15).
5) "İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunda aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit." (Buhari, Rikak 1; Tirmizi, Zühd 1; İbn Mace, Zühd 15)
6) "Lanetlenmiş iki şeyden sakının:
- Ya Rasulallah o iki şey nedir?" dediler. Peygamber Efendimiz (sas):
-"İnsanların gelip geçtiği yola ve gölgelendiği yere abdest bozmaktır." buyurdu. (Müslim, Taharet 68; Ebu Davud, Taharet 15; Ahmet bin Hanbel, Müsned 2/372).
7) "Sizden biriniz durgun suya bevl etmesin." (Buhari, Vudu 68; Müslim, Taharet 94; 96; Ebu Davud, Taharet 36).
8) "Hastayı üç gün geçmeden yoklamayınız." (Ramuz'el-Ehadis 2/489).
9) "Bir yerde veba olduğunu işitirseniz oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba vukua gelirse oradan ayrılmayınız." (Buhari, Tıb 30; Müslim, Selam 92, 93, 94, 98, 100)
10) Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaçınız." (Buhari, Merda 19; A. Bin Hanbel, Müsned, 2/443).
11) "Cüzzamlıyla aranızda bir mızrak boyu mesafe olduğu halde konuşunuz." (Ramuz el-Ehadis 2/471).
12) "Köpek bir kabı yalarsa onu yedi defa yıkayın. O yedinin birinde toprakla temizleyin." (Buhari, Vudu 33; Davud, Taharet 37; Tirmizi, Taharet 68)
13)"Size ne oluyor ki, dişleriniz sararmış olduğu halde yanıma geliyorsunuz. Misvak kullanınız." (A. b. Hanbel, Müsned 1/214).
14) "Misvak hakkında tavsiyelerimi size çok tekrarladım." (Buhari, cuma 8; Nesai, Taharet 5; A.b. Hanbel, Müsned 3/143; Darimi, Vudu 18)
15) "Allah temizdir, temizi sever. Etrafınızı temizleyiniz." (Tirmizi, Edeb 41).
16) "Temizlik imanın yarısıdır." (Müslim, Taharet, 1; Tirmizi, Daavat 86; A.b. Hanbel Müsned 4/260, 5/342, 343, 344, 363, 370, 372; Darimi, vudu 2).
17) "Her müslümanın yedi günde bir yıkanması Allah'ın onun üzerinde hakkıdır." (Müslim, Cuma 9).
18) "Yiyecek ve içeceklerinizin kaplarının ağzını açık bırakmayınız." (Müslim, Eşribe 96, 98; Ebu Davud, Eşribe 22; Tirmizi Et'ime 15).
19) "Efendimizin en çok sevdiği elbise hiberadır." (Hibera Yemende yapılan yeşil, pamuklu bir hırkadır) (A.b. Hanbel, Müsned 3/292; Değişik bir lafızla Ebu Davud, Libas 12).
20) "İçkide şifa yoktur." (Darimi, Eşribe 6).
21) "Sarhoşluk veren her içki haramdır." (Buhari, Edeb 80; Müslim Eşribe 73, 75; Ebu Davud Eşribe 5).
22) "İçkiden sakının. Zira o her kötülüğün anahtarıdır." (Hakim, Müstedrek; Beyhaki, Şiabül-İman; Ramuz el-ehadis, 1/212).
23) "Kadınlaşan erkeklere, erkekleşen kadınlara Allah lanet eder." (Feyzül Kadir 5/271).
24) "Size denk olan kadınlarla evleniniz." (İbn Mace, Nikah 47).
25) "Ey gençler topluluğu, evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü gözü korur... Evlenmeye gücü yetmeyen oruç tutsun." (Buhari, Nikah 3,60).
26) "Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız" (Feyzül Kadir 4/212).
27) "İnsanlar madenler gibidir. Eğer dinde anlayışını derinleştirebilirse cahiliyede hayırlı olan İslam’da da hayırlıdır." (Buhari, Enbiya 19).
28) "Budala (dini diyaneti iyi olmayan) kadınlara çocuklarınızı emzirtmeyiniz. Zira tesir eder." (Kenzül-İrfan).
29) "Seyahate çıkınız, sıhhat bulursunuz." (Taberanî)
30) "Beş şey fıtrattandır: Bıyıkları kesmek, kasık kıllarını tıraş etmek, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnakları kesmek ve sünnet olmak." (Buhari, Libas 63, 64; Müslim, Taharet 49, 50).
Şimdiye kadar zikredilen hadis-i şerifler genel tababet ve koruyucu hekimliğe dair seçtiklerimizdir. Biraz da tedavi konusunda örnekler verelim.
Hz. Peygamber (sas) kendisine müracaat eden kimselere ya bir ilaç tavsiye eder ya da hekime gönderirdi.
1) "İsmid (sürme taşı) çekin. O gözü açar ve kirpikleri besler." (Tirmizi Libas 23; Ahmet bin Hanbel, Müsned 3/476).
2) "Gözü ağrıyan birisine Hz. Peygamber Efendimiz (sas) "Sabur ile tedavi et" buyurdu." (Müslim, Hac 89, 90).
3) Çörek otu ölümden başka her derde devadır. (Buhari, Tıb 7).
4) Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti içmek, hacamat vurmak, dağlamak. {Dağlama daha sonra men edilmiştir.) (Buhari, Tıb 3; Ahmed bin Hanbel, Müsned 1/246).
5) "Ud-u hindi (kustu hindi) kullanmaya devam ediniz. Onda yedi türlü şifa vardır. Uzre, (bademcik iltihabında) boğaza üflenir. Zatülcenbde hastaya içirilir." {Buhari, Tıb 10; Müslim, Selam 86,87; İbn Mace, Tıb 12, 17).
6) "Umeys'in kızı Esma müshil olarak şubrun kullanıyordu. Hz. Peygamber Efendimiz (sas) keskin ve ağırdır buyurdu. Sonra Esma sena otu kullandı." (Tirmizi, Tıb 30)
7) "Peygamber Efendimiz (sas) baş ağrısından şikâyet eden bir kimseye kan aldırmasını tavsiye etti." (Müslim, Selam 71).
8)" Resulullah (sav)'in kanının durdurulması şu şekilde yapıldı. Hz. Ali kalkanın içinde su getirdi. Hz. Fatıma O'nun kanını yıkadı, sonra bir hasır yakıldı. Ve onun külü ile yara kapatıldı. (Buhari, Vudu 72; Tirmizi, Tıb 34, İbn Mace, Tıb 15; Ahmet bin Hanbel, Müsned 5/330, 334).
9) "Hz. Peygamber ateşli bir kadının su ile serinletilmesini tavsiye etti." (Müslim, Selam 82).
10) Hz. Peygamber (sas) dövme (tatuağe) yaptırmayı yasaklamıştır." (Buhari Tıb 26, Libas 86; Ebu Davud Libas 8).
11) "Peygamber Efendimiz (sas) kesilmiş burnun tamiri mülahazasıyla altından burun yapılmasına müsaade etmiştir." {Tirmizi, Libas 31).
Hz. Peygamber (sas)'in tıp ile ilgili hadisleri ta başlangıçtan itibaren dikkati çekmiş, muhaddisler tarafından meşhur altı hadis kitabı (kütub-i sitte)’nın müellifleri, eserleri arasında tıbb-ı Nebevî'ye müstakil bir kitap veya bölüm ayırmışlardır. Buhari kitabu't-tıb ve kitabu'l-merda, başlığı altında iki bölüm, Ebu Davud kitabu't-tıb diye bir bölüm, Tirmizi cami olarak adlandırılan eserinde tıp bölümüne yer vermiştir. Keza İbni Mace, Müslim, Nesei, Ahmet Bin Hanbel, İmam Malik eserlerinde tıpla ilgili hadislere yer vermişlerdir. Daha sonra müstakil olarak tıbb-ı Nebevî adını taşıyan eserler yazılmıştır. İlk Tıbb-ı Nebevi H. 120. yılında yaşamış Abdül-Melik B. Habib tarafından yazılmıştır. (7)
Brokelman ve Katip Çelebi 10'dan fazla Arapça Tıbb-ı Nebevi olduğundan bahsederler. Bundan başka Farsça, Urduca ve Türkçe Tıbb-ı Nebeviler mevcuttur. İstanbul kütüphanelerinde 20'nin üstünde Türkçe Tıbb-ı Nebevi’nin bulunduğunu tesbit ettik.(3). Osmanlı döneminde son yazılan Tıbbı Nebevî Dr. Hüseyin Remzi Bey (1896)’e aittir.(12). Cumhuriyet döneminde bu konuda Mahmut Denizkuşları tarafından Bursa İslâm Enstitüsü'nde bir doktora tezi yapılmıştır.(9) Yakın zamanlara kadar İslâm ülkelerinde Tıbb-ı Nebevi kitapları bir sağlık el kitabı olarak elden ele dolaşmıştır.
Bugün Hz. Peygamber (sas)'in tıbbî hadisleri yukarıda ifade edildiği gibi tıbbî telakkilerimize uygunluk göstermektedir. Bu hadisler, tıp sahasındaki bugünkü gelişmelerden asırlar önce ifade buyrulduğu için, bir tıbbî hikmet, hatta tıbbî mucize telakki edilmelidir. Bundan böyle tıbb-ı Nebevî çalışmaları hadis âlimleri ile birlikte konu ile ilgili ihtisas dalından hekimler tarafından müştereken yapılmalıdır.(13)
kaynak:http://www.yeniumit.com.tr/yazdir.php?konu_id=212
KAYNAKLAR
1. Bucaille, M.: La bible, le coran et la Science (çev. Yıldırım, S.) Silm Matbaası İzmir, 1981.
2. Opitz, K.: Kur'ân'da tababet (çev. Uzluk. F.N.) Ankara Ü.Tıp Fakültesi yayınları No: 240, A.Ü. Basımevi, 1971.
3. Ataseven, A.: Kırk tıbbı hadis Tıbb-ı Nebevi" (hazırlanıyor)
4. Corci Zeydan: İslâm Medeniyeti tarihi (terc. Megamiz, Z.) Cilt III. İstanbul sh. 35, 1876.
5. Tahirül-Mevlevi: Müslümanlığın medeniyete hizmetleri (sadeleştiren Sert, A.) cilt I. İstanbul sh. 57, 1974.
6. Sarı (Akdeniz. N.: Tıbb-ı Nebevi, Yeni Symposium. 19:65, Nisan 1981.
7. Küçük, R.; Tıbbı Nebevi literatürü üzerine bir deneme. İlim ve Sanat sayı 3. Eylül-Ekim 1985.
8. Ataseven A.: Tıbbı Nebevi'den bahisler, bulaşıcı hastalıklar. İslâm Mec. cilt 1 sayı 1sh, 52 Temmuz 1984.
9. Denizkuşları, M.: Peygamberimiz ve Tıp Doğuş matbaası. İst. 1981.
10. Ataseven. A.: Sünnet "Hitan" Hekimler Birliği Vakfı Kandil Matbaası Ankara, 1985.
11. Aşçıoğlu, Ö.: Tıbb-ı Nebevi'de Dermatoloji. Gevher Nesibe Bilim haftası ve tıp günleri, sh. 518, 1982.
12. Dr. Hüseyin Remzi: Tıbb-ı Nebevi (Osmanlıca) İstanbul, 1324/1906.
13. Ataseven, A.: Tıbb-ı Nebevi (Dr. A. Ata)
|
|
| 09-01-2009 12:55 AM |
|
 |
AhmetBaha
Junior Member
 
Mesajlar: 36
Grup: Registered
Katılım: Aug 2009
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
|
RE: PEYGAMBER SAV. DEN GELEN SAĞLIK VE ŞİFA:Tıbb-ı Nebevi
AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI:
Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’in emir ve tavsiyeleriyle şekillendikleri dönemlerde diğer alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da örnek ve eşsiz uygulamalar yaşıyorlardı. Öncelikle bu başkalık Hatemü’l-Enbiya (s.a.v.)’in akıl, ilham ve Rabb’ımızın lütufları sâyesinde tecelli etmektedir.
Tıp uzmanları bilerek veya bilmiyerek Peygamberimiz Efendimiz’in sağlık konusundaki yaşam örneklerini ve tavsiyelerini önemle öneriyorlar.
Sağlık, dünya hayatında Rahman ve Rahim olan Allah’ın bütün insanlara ikram ettiği nimetlerden biridir.
Sağlık, iman ile birlikte olursa, bu, Allah’a daha fazla şükretmek için bir vesile olur. İman sağlık nimetinin kadrini daha iyi bilmek bilinci verir.
Peygamberimiz Efendimiz(s.a.v.):
“Sağlıklı olmak, cennet nimetlerindendir” buyurmuşlardır.
Dünyada cennet gibi bir hayat yaşamak isteyen sağlığını korumalı ve kulluk vazifelerini yerine getirerek ömrünü tamamlamalıdır. Meseleye bu açıdan baktığımızda Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in bu konuda beyan buyurdukları tedbir ve tavsiyeleri tamamen sağlığın korunması ve kaybedilmemesine yöneliktir. Bu maksadın gerçekleşmesi için günümüzde yapılan çalışmalara koruyucu hekimlik deniyor. Bu uygulama 15 asır önce bizzat Peygamberimiz tarafından uygulanmış ve sahabe-i kiram efendilerimize de uygulattırılmıştır.
Sağlıklı kalmanın ve huzurlu yaşamanın en pratik yolu Peygamberimiz Efendimiz’in her davranışında olduğu gibi sağlık hakkındaki sünnetlerini tavizsiz şekilde uygulamaktır.
Her şeye rağmen hastalanan insan tedavi için ihmâlkârlık etmemelidir. Hadis-i Şerif’te beyan edilir ki: “Allah (c.c.) şifasını yaratmadığı hiçbir hastalığı yaratmamıştır.”
Rasul-i Kibriya (s.a.v.) Sahabe-i Kiram radıyallahu anhuma hazeratına sağlıklarının kıymetini bilmeleri konusunda çok sık uyarılarda bulunmuşlardır. Hastalandıklarında tedavi olmalarını buyurmuşlardır.
Peygamberimiz Efendimiz aleyhisselât-u vesselâm’ın ağız sağlığı hususundaki hassasiyeti cümle âlem tarafından bilinir. O (s.a.v.), gece her uyandığında mübarek ağızlarını misvakla yıkarlardı. Misvak’a öylesine önem verirlerdi ki, yattıkları zaman misvaklarını başucuna koyarlar kalkar kalkmaz ilk yaptıkları misvakla dişlerini yıkamak olurdu. Abdestlerinde mutlaka misvakla ağız ve dişlerini hilâlliyerek yıkarlardı.
Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor:
Peygamberimiz buyurdu ki:
“Hilâl eylemek dişleri arıtır. Diş diplerini sağlamlaştırır ve ağız kokusunu hoş tutar.”
Hadis-i şerifte “hilallemek” olarak tarif edilen tarz dişleri dairesel olarak yıkamaktır.
Konunun uzmanları fırça kullananların sağa-sola fırçalamaları hâlinde diş minelerinin zedelendiğine dikkat çekiyorlar ve dairesel fırçalamayı tavsiye ediyorlar. Çünkü böylesi yıkamalarda diş aralarındaki artıkların bu yöntemle giderilebildiğine dikkat çekiyorlar.
Bütün bunları düşündükten sonra Peygamberimiz Efendimiz’in uygulamalarının çağımızın çok ötesinde, hatta günümüz temizlik anlayışının da çok üstünde bir titizliği cümle âleme yansıtmaktadır.
Bütün bu beyanlardan sonra söylenecek son söz şudur:
Sünnete uy, sağlıklı yaşa huzur bul...
KAYNAK: http://www.zehirli.org/konu/sunnete-uy-s...-yasa.html
|
|
| 09-01-2009 01:00 AM |
|
 |
AhmetBaha
Junior Member
 
Mesajlar: 36
Grup: Registered
Katılım: Aug 2009
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
|
RE: PEYGAMBER SAV. DEN GELEN SAĞLIK VE ŞİFA:Tıbb-ı Nebevi
SAĞLIKLI HADİSLER:
Örneğin bağışıklık sistemimiz bizi kanser dahil pek çok hastalığa karşı korumaktadır. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi ancak stresten uzak bir yaşam tarzı ile mümkündür. Sıkıntı ve kuruntular olmadığında, lenfositlerimiz enfeksiyonlara, romatizmal hastalıklara ve hatta kansere karşı daha etkili bir mücadele vermekte ve başarı kazanmaktadırlar.
Bunun için de dua ve tevekkül şarttır. Kuşkusuz Allaha devamlı dua eden, başına gelen her olayın Allahın verdiği özel birer imtihan olduğunun farkında olan ve tevekkül eden bir mümin sıkıntıdan daha çabuk kurtulacaktır. Yüce Rabbimizin sıkıntıları gideren ve duaya cevap veren sıfatları Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), sıkıntının hastalıklara yol açtığını şu hadisi şeriflerinde buyurmuşlardır:
Ebû Hüreyre anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Her kimin huyu kötü olsa, kendi nefsini sıkıntıda tutar ve her kimin kederi çok olsa, kendisini hasta eder." (Önder Çağıran, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1996)
İbni Mes'ûd anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Çok türlü kaygılanmalar, çok türlü hastalıklar getirir." (Age)
Aliyyi İbni Ebu Tâlib anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Hak Te'âlâ'nın yarattığı mahlûkta kaygıdan daha kötü ve daha şiddetli birşey yoktur." (Age)
Bulaşıcı Hastalıkların Yayılmasını Önlemede Karantina
Günümüzde bazı hastalıkların insanlar arasında temasla yayıldığı bilinmektedir. Gözle görülmeyen bakterilerin önce varlığından şüphelenilmiş ancak daha sonra 17. yüzyılda geliştirilen mikroskoplarla bakteriler ilk olarak gözlemlenebilmiştir.
Veba da, yersinia pestis adlı bir bakteri ile farelerden insanlara bulaşan bir hastalıktır. Veba salgınları ancak hastalığa yakalanan kişilerin sağlıklı kişilerden ayrı tutulması ile durdurulabilmiştir. Günümüzde de bulaşıcı hastalıkların yayılması bu şekilde karantina uygulamaları ile önlenebilmektedir.
Peygamberimiz (sav) yaşadığı 6.yüzyılda bulaşıcı hastalıklar için karantina uygulamasını tavsiye etmiştir. Hatta sıkı bir şekilde riayet edilmesini bildirmiş ve hastalığı dışarı taşımayı oradan ayrılmayı yasaklayarak önlemiştir.
Üsâme bin Zeyd anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm katında tâ'ûn (bir tür vebâ)'dan bahsedildi. Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "O, geçmişte yaşamış ümmetlerden bir ümmete verilmiş bir 'azaptır. Şimdiki zamandaki, ondan kalan kalıntıdır. Bir yerde salgın olduğunu işitirseniz, sakın o yere gitmeyiniz ve sizin orada olduğunuz bir yerde vâki' olursa, kaçıp çıkmayınız." (Age)
Sağlıklı Beslenme
Sevgili Peygamberimiz (sav) yaşadığı dönemde yetersiz beslenmenin zararına olduğu gibi aşırı beslenmenin de zararına dikkat çekmiştir. Yaşadığımız yüzyılın en önemli hastalıklarından biri olan obezite (aşırı şişmanlık)nin başlıca nedeni olan aşırı ve dengesiz beslenmenin zararlarına Peygamberimiz (sav) şöyle dikkat çekmektedir:
İnsanoğlunun midesini doldurmasından daha zararlı bir şey yoktur. Kişiye belini doğrultacak kadar yemek yeter." (http://www.40ikindicom/birincidonem/1/saglik.htm)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), sağlığına çok dikkat ederdi. Yediklerini özenle seçer, çevresine de faydalı yiyecekleri tavsiye ederdi. Damar sağlığına yararları ancak günümüzde anlaşılmış olan kolesterolü az etleri, baklagilleri, sebze ve meyveleri tüketmekteydi. Bu örnek davranışına şu hadislerde şahit olmaktayız:
Tavuk Eti:Ebû Mûsâ anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem tavuk etini yerdi." Bir rivayette der ki: "Ben tavuk eti yediğini gördüm."
Üzüm ve Kavun:Ümeyyi 'bni Zeyd anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem yemişlerden üzümle kavunu severdi."
Ayva:Talha radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girmiştim. Elinde ayva vardı. Bana: "Ey Talha! Şunu al, (ye)! Çünkü bu, kalbe rahatlık verir" buyurdular."
Bal:Hayseme bin Esved 'Abdu'llah'tan anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Kur'ân'dan ve de baldan şifâ edinin." (Önder Çağıran, Tıbbi Nebevi, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1996)
Üzüm Suyu ve Pekmezin Faydaları
Bilindiği gibi üzüm, içerdiği antioksidanlar nedeniyle kalp-damar sağlığı için oldukça önemlidir ve doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir. Özellikle kırmızı üzüm ve çekirdeğinin özü hap olarak üretilmekte ve kullanılmaktadır.
Üzüm, ayrıca kan yapıcı özelliğiyle de bilinmektedir. Örneğin Anemi (kansızlık) hastalığı için pekmez oldukça etkilidir. Hatta hafif vakalarda düzenli tüketildiğinde ayrıca demir alınmasına gerek kalmadığı durumlar da bulunmaktadır.
Günümüzde üzümün bu faydaları tıp dünyasında henüz keşfediliyorken, Peygamber Efendimiz (sav) tarafından 1400 yıl önce sahabeye tavsiye edilmiş olması, Yüce Allahın Peygamberimiz (sav)e ilhamının delillerinden biridir. Hz. Muhammed (sav)in bu tavsiye ile ilgili hadis-i şerifinde pekmezin yapılışı da tarif edilmektedir:
İbn-i 'Ömer'den rivayettir; sordular ki: "Üzüm özü nasıldır?" Dedi ki: "Sen iç." Öz dedikleri şudur: Üzüm şırasını kaynatırlar, üç paydan iki payı gider, bir payı kalır. (Age)
Peygamberimiz (sav)in Diş Sağlığına Verdiği Önem
Mikropların vücuda en kolay ulaştığı yer olduğu için ağız sağlığı vücut sağlığı için de oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) de Rabbimizin ilhamı ile diş bakımına çok önem verirdi. Bunun için lifleri uygun olan bir ağacın dallarını (misvak) diş fırçası gibi kullanmayı tarihte ilk uygulayan kişi olmuştur. Sahabeler, Sevgili Peygamberimiz (sav)i anlatırken onun dişlerinin inci gibi parladığını, tertemiz, bembeyaz ve ışıl ışıl olduğunu aktarmaktadırlar. (http://www.muhammed mustafa.net/yazilar/mehmetpaksu/distemizligi.htm) Peygamberimiz (sav) İslamiyet öncesi temizlik konusunda hiçbir bilgisi olmayan bir topluma bu konuda örnek olarak ve Yüce Allahın ilhamı olan bilgilerini aktararak onları en uygun şekilde eğitmiştir
Câbir anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Hilâl eylemek dişleri arıtır, pâk eyler, diplerini sağlamlaştırır ve ağız kokusunu güzel eyler." (Önder Çağıran, Tıbbi Nebevi,1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1996)
Hadis-i şerifte belirtilen bir ayrıntı da dişlerin nasıl fırçalanacağıdır. Hilallemek diye tarif edilen yöntem dişlerin yarım ay şeklinde, dairesel olarak fırçalanmasıdır. Bu yöntem diş minelerine zarar veren ve dişin yıpranmasına yol açan, sağa-sola fırçalama şeklinden farklıdır.
Günümüz diş hekimliğinde de dairesel fırçalama önerilmekte ve diş aralarında besin artıklarının birikmesinin en iyi bu yöntemle önüne geçilebileceği tarif edilmektedir.
Bilindiği gibi dişleri her yemekten sonra fırçalamak gerekmektedir. Gün içinde en azından 2-3 kez fırçalamak idealdir. Peygamberimiz (sav) de dişleri sık fırçalamayı tavsiye etmiştir.
Peygamber Efendimiz(sav)in Hayatı Alemlere Örnektir
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yaratan Yüce Allahın, kullarına Kuran ahlakını tebliğ etmesi için görevlendirdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) yaşamı boyunca her konuda ümmetine öncü olmuştur. Peygamberimiz (sav)in Kuran ahlakı konusundaki hassasiyeti, Allah korkusu, Allaha bağlılığı, cesareti, adaleti, merhameti ve aklı gibi özellikleri tüm alemlere örnektir. Günümüzden yaklaşık olarak 1400 yıl önce yaşayan Peygamberimiz (sav), aynı zamanda sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme konusunda da tüm Müslümanlara örnek olarak, ancak günümüzde ulaşılabilen tıbbi bilgileri ümmetine aktarmıştır.
Has Undan Yapılan Ekmek
Ebu Hâzım anlatıyor: "Ben Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh'a: "Sen has undan yapılmış beyaz ekmek gördün mü?" diye sormuştum. Sehl: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm vefat edinceye kadar, beyaz ekmek görmedim" dedi. Ben tekrar: "Resülullah zamanında ashabın eleği var mıydı?" dedim. "Aleyhissalâtu vesselâm vefat edinceye kadar elek görmedim" dedi. "Öyleyse elenmemiş arpa ekmeğini nasıl yiyordunuz?" dedim. "Biz onu üflerdik, içindeki kepekten uçan uçardı. Kalan (kepek)leri de su ile yumuşatıp yoğururduk" cevabını verdi."
Zeytin Yağı
Ukbeti İbni Amir anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Zeytinyağıyla deva edinin. O, mübarek ağacın yemişinden hâsıl olur, ya'ni zeytin ağacının." (Age)
Bol Su İçmek
Abdu'llah bin Büreyde anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem buyurdu ki: "İçeceklerin üstünü dünyâda ve âhirette dahi sudur." (Age)
|
|
| 09-01-2009 01:07 AM |
|
 |
AhmetBaha
Junior Member
 
Mesajlar: 36
Grup: Registered
Katılım: Aug 2009
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
|
RE: PEYGAMBER SAV. DEN GELEN SAĞLIK VE ŞİFA:Tıbb-ı Nebevi
EFENDİMİZ VE SAĞLIKLI YAŞAM
Dr. Erkan Ataş
İslâmiyet'in hedef olarak gösterdiği dünya ve âhiret saadeti, onun bir bütün hâlinde yaşanmasıyla mümkündür. Bundan dolayı dinimiz, insan unsurunun vazgeçilmez ihtiyaçlarından olan tıp alanına gereken alâkayı göstermiş ve gereken değeri vermiştir. Peygamberimiz (S.A.V.), sadece dinî hükümleri öğretmek için gönderilmiş olmayıp dünyevî konularda, dolayısıyla tıp konusunda da en güzel örnektir. Peygamberimizin tıbbî emir, tavsiye ve tatbikatlarına İslâm literatüründe "Tıbb-ı Nebevî" denmektedir.
Bugünkü modern tıp, yüzyıllar boyunca toplanan bilgi ve buluşların sürekli bir değişim ve gelişim göstermesiyle, gözlem ve tecrübelere dayanarak meydana gelmiştir. Mikroskopların ve labaratuarların rüyasının bile görülmediği 14 asır önce, Yüce Peygamberimiz'in tıp hususunda yaptığı uygulamalar ve söylediği sözler, modern hekimliğin ancak son birkaç yüzyılda ulaşabildiği tabâbet düsturlarıdır. Bunların her biri, Tıp Fakülteleri'nin kapılarına altın harflerle yazılacak niteliktedir.
Biz de Tıbb-ı Nebevî'yi, Peygamber Efendimiz'in hadisleri ve tatbikatları ışığında 3 bölüm hâlinde inceleyeceğiz:
1) SAĞLIĞIN ÖNEMİ:
Bütün ni'metler gibi sıhhatin kadri de, elden çıkmadıkça bilinememektedir. İnsanın bu zaafını iyi bilen Peygamber Efendimiz, iş işten geçmeden bizi şöyle uyarmıştır:
"Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini biliniz:
1) Hastalık gelmeden önce sıhhatin,
2) Yaşlılık gelmeden önce gençliğin,
3) Fakirlik gelmeden önce zenginliğin,
4) Meşgûliyet gelmeden önce boş vaktin,
5) Ölüm gelmeden önce dünya hayatının...
İslâm'a göre beden, insana verilmiş bir emânettir. Âhiret'te kişinin sorgulanacağı şeylerden birinin de "bedenini nasıl kullandığı" olduğunu Peygamberimiz'in bir diğer hadisinden anlıyoruz. Sonuç olarak sıhhat, hem dünyevî ve hem de uhrevî açıdan kıymeti bilinmesi gereken en önemli ni'metlerden biri ve Allah-u Teâlâ'ya karşı bir şükür vesilesidir.
2) SAĞLIĞIN KORUNMASI (KORUYUCU HEKİMLİK):
Tıbb-ı Nebevî'de aslolan bedenî ve ruhî hastalıklardan korunmaktır. Hastalıklardan korunmak, hastalığa yakalandıktan sonra tedâvi olmaktan daha önemlidir. Zira vücutta tedâvinin yan tesirleri görülebileceğinden, hastalığa yakalanmayan vücut, hastalığa yakalanıp tedâvi görerek sıhhatine kavuşan vücuttan daha sağlamdır.
Temizlik:
Hastalıklardan korunmanın birinci yolu temizlikten geçer. Çünkü hastalık yapıcı mikroplar, kirli ortamları sevmekte ve bu ortamlarda kolaylıkla çoğalabilmektedirler.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), "Temizlik imânın yarısıdır." buyurarak temizliğe İslâm'ın verdiği önemi vurgulamış, "Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak, yemeğin bereketindendir." ve "Her yedi günde bir yıkanmak, vücudun insan üzerindeki hakkıdır." diyerek de temizliğin ne denli gerekli olduğunu en iyi şekilde açıklamıştır.
Ayrıca İslâm Dîni'nde abdest, gusül ve ibâdet esnasında ibâdet yerinin, vücudun ve giyeceklerin temiz olması gibi mecburî temizlik kaideleri mevcuttur.
Hz. Peygamber (S.A.V.), ağız ve diş sağlığına da gereken hassasiyeti göstermiştir. Peygamberimiz'in misvak kullanmayı öneren birçok hadisi vardır. Bunlardan birisi şöyledir:
"Cebrail (A.S), misvak kullanmayı bana o kadar çok tavsiye etti ki, misvak hakkında âyet inecek ve misvak kullanmak farz kılınacak zannettim."
Ağız, mikropların en çok bulaştığı yerdir. Diş çürükleri ve iltihaplanmaların, bademcik, sinüzit, romatizma, kalp, böbrek, bağırsak, safra kesesi ve sindirim hastalıklarına sebep olduğu bilinmektedir. Bunun önlenmesi için ağız ve dişlerin temiz tutulması gerekir. Misvak, tabiî olduğu ve bazı kimyevî maddeler ihtivâ ettiği için diş fırçasından üstün özellikler taşımaktadır.
Misvağın faydalarını şöyle sıralayabiliriz:
· Selülozun fizikî etkisi dişleri temizler.
· Uçucu yağlar ve selüloz dişleri beyazlatır.
· Kokulu reçine içerdiği için nefesin güzel kokmasını sağlar.
· NaCl ve KCl'ün ödemi dışarı çekmesi, diş eti iltihaplarını iyileştirir.
· Uçucu yağlar kabızlığı giderir.
· Psikolojik etkileriyle siniri teskin eder.
· İştahı açar.
· Kaynatılarak suyunun içilmesinin basur hastalığına iyi geldiği tesbit edilmiştir.
Ayrıca misvağın, hazmı kolaylaştırıcı, gözü kuvvetlendirici ve baş ağrılarını sakinleştirici özellikleri de vardır.
Oysa diş fırçasının kolay taşınmaması, kullanma ve temizleme zorluğu, yutulan kılların misvağın aksine iltihaplanmalara, hatta apandisite sebebiyet vermesi gibi dezavantajları düşünülürse, misvağın ağız ve diş sağlığındaki yeri daha iyi anlaşılacaktır.
Bulaşıcı hastalıklardan korunma:
Mikroplar ve basiller ilk defa 1880 yılında Avrupa'da keşfedilmiştir. Halbuki Peygamber Efendimiz, milâdî 7. asırda müslümanları bulaşıcı hastalıklardan sakındırıyor ve karantina uygulamasını emrediyordu:
"Bulaşıcı hastalıklar, sizden öncekilere gönderilmiş bir azaptı. Bir yerde bulaşıcı hastalık çıktığını işitirseniz oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde salgın başlarsa da oradan çıkmayınız."
Ayrıca, bulaşıcı hastalığa yakalanarak ölenlerin şehitlik mertebesinde olacaklarını belirterek mânevî bir müeyyide koymuş, böylece salgın çıkan yerlerden kaçılarak hastalığın yayılmasını önlemiştir.
Peygamberimiz, sürü, av ve arazi bekçiliği dışında köpek beslenmesini yasaklayarak, kuduz, kist hidatik, leptospira, ve Marsilya humması gibi hastalıkların köpeklerden insanlara bulaşmasını engellemeye çalışmıştır.
İslâmiyet'te kan, irin, idrar, dışkı, kusuntu gibi mikrop ihtivâ eden maddeler necis sayılmış, üzerinde ve ibâdet yerinde böyle bir şey bulunan kişinin temizlenmedikçe ibâdet yapamayacağı hükme bağlanmıştır. Zina ve fuhuş yasaklanarak da çağın vebası AIDS'in önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Dengeli Beslenme:
Yetersiz beslenme zararlı olduğu gibi aşırı yemek de bir çok rahatsızlığı beraberinde getirmektedir. Peygamberimiz (S.A.V.) de konuyla ilgili olarak, "İnsanoğlunun midesini doldurmasından daha zararlı bir şey yoktur. Kişiye belini doğrultacak kadar yemek yeter." buyurarak çok yemekten sakındırıp, dengeli beslenmeyi tavsiye etmiştir.
"Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de havaya ayırın" sözüyle de ölçülü yemenin miktarını belirttiği gibi, midenin üst kısmındaki kimyevî reaksiyonlardan dolayı oluşan gazın varlığına asırlar önce işaret etmiştir.
Spor:
Sağlıklı bir vücut için sporun önemini artık yediden yetmişe herkes bilmektedir. Peygamberimiz (S.A.V) ise, ok atma, ata binme, ve yüzme gibi harbe hazırlayıcı sportif faaliyetleri teşvik etmiştir. Hatta bir defasında devrinin yenilmez pehlivanlarından Rükâne ile güreşmiş ve onu yenmiştir.
3) HASTALIK VE TEDÂVİ:
Sahabilerden biri Peygamber Efendimiz'e:
"Biz hastalıklardan korunuyoruz, duâ ediyoruz ve tedâvi oluyoruz. Bunlar kaderi değiştirir mi?" diye sorunca Rasulullah şu cevabı vermiş:
"Korunma, duâ ve tedâvi de kaderdir."
Peygamberimiz (S.A.V), zamanındaki ananevî tıbbı aynen benimsemiş, faydalı kısımlarından yararlanmış, bir kısmını da değiştirmiştir.
"Ey Allah'ın kulları, tedâvi olunuz. Çünkü Allah (C.C.), yarattığı her hastalığın şifâsını da yaratmıştır." buyurarak tedâviyi emredip, tıbbî araştırmaları da teşvik etmiştir. Bal şerbeti, Medîne hurması, çörek otu, zeytinyağı, zemzem ve kan aldırmada şifâ olduğu, Peygamberimiz (S.A.V.)'in bize ulaşan tedâvi metodlarındandır.
Hz. Peygamber (S.A.V.), hastalığın bir imtihan olduğunu, hastalığa sabredenlerin günahlarının ağaç yaprakları gibi döküleceğini ve Âhiret'teki derecelerinin yükseleceğini belirterek hastalara moral vermiş, böylece en önemli ve etkili tedâvi metodunu uygulamıştır. Hastaya, hastalığın uhrevî bir kazanç olduğu inancının verilmesinden daha üstün bir tedâvi şekli düşünülebilir mi?..
Uzman Dr. Erkan Ataş
KAYNAK: http://www.zehirli.org/konu/efendimiz-ve...yasam.html
|
|
| 09-01-2009 01:12 AM |
|
 |
AhmetBaha
Junior Member
 
Mesajlar: 36
Grup: Registered
Katılım: Aug 2009
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
|
RE: PEYGAMBER SAV. DEN GELEN SAĞLIK VE ŞİFA:Tıbb-ı Nebevi
1400 Yıllık sağlık sırrı: PEYGAMBER SAV. DEMİR MUCİZESİ:
Prof. Dr. Necat Yılmaz, Hadislerin bazılarının binlerce yıl öncesinden mucizevi bir şekilde bazı tıbbi buluşları açıkladığını tespit ettiğini söyledi.
İHA - Klinik Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Necat Yılmaz, Çağdaş Tıbbi-Nebevi (Peygamber Tıbbı) isimli kitabı için araştırma yaparken hadislerin bazılarının binlerce yıl öncesinden mucizevi bir şekilde bazı tıbbi buluşları açıkladığını tespit ettiğini söyledi.
2009 yılında piyasaya çıkacak Çağdaş Tıbbi-Nebevi isimli kitabı için uzun zamandır araştırma yapan Prof. Dr. Yılmaz, araştırmaları sırasında ümmi bir peygamber olan Hz. Muhammed'in (SAV) 1400 yıl önce ağzından çıkan 3 hadisi şerifin demirin kandaki varlığına şifreli bir şekilde dikkat çektiğini belirtti.
Hadislerden örnekler veren Yılmaz, "Kebşe İbn Ebi Bekre'den (r.a); 'Babası salı günü ailesini hacamat olmaktan alıkor ve Peygamber'in salı gününün kan günü olduğunu ve o gün belirli saatte kanın dinmediğini iddia edermiş.' (Rudani, büyük hadis külliyatı syf: 88-7500).
Bu hadisi şeriflerde ortak kısım salı günü kan aldırıp aldırmamak hususudur. İlk başta kan aldırmakla haftanın bir gününün ne ilişkisi olabilir diye insan düşünmektedir.
Neden salı gününe dikkat çekilmektedir? Bir başka hadisi şerif bunun şifresini veriyor. Bu hadisi şerife Rezin şunu da ilave etti;
'Kanı, güçlü olduğu (salı) günü aldırmayın. Çünkü o gün demirin iz bıraktığı gündür. Demirin güçlü olduğu günde kan aldırmayın'
(Rudani, büyük hadis külliyatı syf: 88-7500-7501.)
İbni Abbas'dan (r.a) aktarılan üçüncü hadiste de;
'Allah Resülü buyurdular ki; 'Hadid Suresi, salı günü inmiştir. Allah demiri salı günü yaratmıştır.' (Rudani, büyük hadis külliyatı syf: 88-7502.)
Hadid Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 57. suresidir. Sure 29 ayetten oluşur. Sure ismini 25. ayette geçen ve demir anlamına gelen hadid kelimesinden alır.
Kur'an'da demirin kimyasal özelliklerinden birçoğuna işaretler vardır. 'Andolsun ki elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için yararlar vardır.' (Hadid Suresi 25)" dedi.
''Peki, demir insan için zararlıysa neden vardır? Oysaki demir insan için vazgeçilemez bir element olup, başlıca görevi kanda oksijeni taşımaktır. Kanda eritrositler içinde yer alan hemoglobin yapısında demir vardır ve kana kırmızı rengini verir'' diyen Prof. Dr. Yılmaz, kandaki hemoglobinin keşfinin bilim adamı Otto Funke tarafından 1851 yılında olduğunu, yaklaşık yüz yıl sonra 1959 yılında Max Perutz'un X ışın kristallografisi yöntemini kullanarak hemoglobinin moleküler yapısını keşfettiğini ve bu
çalışmasıyla 1962 yılında Nobel Kimya Ödülü'nü aldığını belirtti.
Yılmaz, kanda demir varlığı ve demirin fazlalığının zararlarının son yüz yılda anlaşıldığına dikkati çekti. Kandaki demirin varlığına dikkat çekmek için Hz. Muhammed'in bu hadisi şerifleri kullandığını ifade eden Yılmaz, şunları söyledi:
''Peki, nasıl oluyor da ilimden, bilimden hiç haberi olmayan bir insan kandaki demirin varlığını, 1400 yıl öncesinden haber verebiliyor. Aynı zamanda demirin gücü, izi gibi benzetmelerle kanda demir fazlalığının zararlı olduğunu ve tedavi yolunu da göstererek kan aldırmayı tavsiye etmektedir. Hacamatla tedavinin Amerika tıp fakültelerinde ders (Cupping Therapy, Bloodletting) olarak okutulacağına kim inanırdı? Arap doktorların bile reddettiği Hazreti Peygamber'in bu tedavi yöntemi, batı merkezlerinde birçok hastalık tedavisinde uygulanmakta olup, Çinli olimpiyat bayan yüzücüsü Wang Qun sporda başarıyı ve Gwyneth Paltrow' a Hoolywood başarısını bu yolda arayan ünlülerden ikisidir.''
"KAN BAĞIŞI YAPAN KİŞİLERDE KALP DAMAR HASTALIKLARI DAHA AZ GÖRÜLÜYOR"
Kan bağışı yapan kişilerde kalp damar hastalıklarının daha az görüldüğünün yapılan birçok araştırmada ortaya çıktığını vurgulayan Yılmaz, ''Amerikalı Meyers D. ve arkadaşları tarafından 1997 yılında 'Heart' isimli çok saygın bir dergide yayınlanan araştırma, açık bir şekilde kan bağışında bulunan insanların kalp ve damar hastalıklarına yakalanma şansının kan bağışı yapmayan akranlarına göre çok az olduğunu bir kez daha göstermiştir'' şeklinde konuştu.
Bu çalışmanın 'Demir Hipotezi'' olarak bilinen ve kadınların adet kanaması yolu ile demir kaybetmelerinin bunun sonucunda kadınlardaki düşük demir miktarının yağların oksidasyon hızını yavaşlatması; böylece damar sertliğinin (Atheroskleroz) erkeklere göre kadınlarda daha az görüldüğü temeline dayandığını anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
''Çok iyi bilindiği üzere serbest oksijen radikalleri yağların oksidasyonunu sağlamakta, böylece damar sertliği (Atheroskleroz) gelişmektedir. Bu konunun demirle olan ilişkisi nedir? Demir, yağları okside eden bu oksidan moleküllerin üretimini sağlayan Fenton reaksiyonunda yer alır. Yani insan vücudunda ne kadar çok demir varsa o kadar çok zararlı oksidan molekül meydana gelir. Bunun tersine adet kanaması, kan vermek gibi kan kaybına, dolayısıyla demir kaybına yol açan durumlarda ortamda serbest demir azaldığı için oksidasyon da azalır. Bunun net sonucu kişide kalp damar hastalıkları ve diğer birçok hastalığın daha az sıklıkla görülmesidir. Bu hipoteze dayanarak araştırmacılar düzenli olarak kan bağışı yapanların kalp krizi, felç, inme, anjina ve diğer kalp ve damar hastalıklarına yakalanma oranlarının kan bağışı yapmayanlardan çok daha az olduğunu bulmuşlardır. Demir ve hastalıklarla olan ilişkisini gösteren çok sayıda çalışma birçok saygın tıp dergisinde (Lancet,Cell, JAMA vb.) yayınlanmıştır. Bu konuda birçok çalışması olan Amerikalı araştırmacı Sullivan JL, bu yıl yayınladığı bir çalışma ile demirin diyetten azaltılması, demirin bağlanarak atılması veya kan vermek yoluyla azaltılmasının kalp krizine yol açan atherosklerotik tıkaçların küçüldüğünü göstermiştir.''
Prof. Dr. Necat Yılmaz, yine bu yıl 'Diabetes Care' isimli saygın uluslararası bir dergide çıkan İtalyan Francesco Equtani ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada vücut demirindeki azalmanın insülün hassasiyetini ve miktarını artırdığını bulduklarını, yani şeker hastalığına karşı kan bağışının koruyuculuğunu gösterdiklerini, yukarıda saydığı tıbbi araştırmalara yüzlerce örnek verebileceğini kaydetti. Yılmaz, 2009 yılında piyasaya çıkacak kitabında çok geniş tıbbi bilgilerin yer aldığını sözlerine
ekledi.
Recai YAHYAOĞLU - dryahyaoglu@hotmail.com 2009-02-13
|
|
| 09-01-2009 02:09 AM |
|
 |